28 Mart 2008 Cuma

:)

AYRILIĞIN SOLUĞU

Durgun suyun kokusu var
Dudaklarının kıvrımında
Ekşi…Kirli…
Sakalını yolmuş serçeler
Minik gagalarıyla
Dalmış, boğulmuşsun
Çoktan yalnızlığının ağıtları
Dökülmüş avuçlarından…
Kanatlarını beyaz kirece daldırdım,
Yakın deniz kaçkını martılarımın
Giderken sana bırakmayacağım
Ne yaşımı, ne adımı,
Ne bedenimden doğacak
Yeni bir güneşi
Topladım hepsini
Sana bırakmadım
Acılarım bile benim
Onları bile kucakladım
Yoldan çıkmış tek yolculuğun
Ben değildim
Bu gidişimle her şeyi
Daha iyi anladım…

27 Mart 2008 Perşembe

GÜZEL



Utanacağım ne varsa
Fütursuzca sarf ederken yüzüme
kendi yüzümden utanıyorum
gücüm kayboluyor sana bakamıyorum

Hayret… Nadir bir hal üzere
Bir yaz sıcağında üstelik
Kavga bile etmeden
Geliverdin kahve haneme

Fincanda soğumuştu çayım
Sana da dolduracakken
Canıma kastta nazarın
Dolaştırdığın saçlarım gibi
Dolandıracak ayaklarımı bakışların

Denizinin tuzu, dağımın tozu
Sende su dalgası bende rüzgar karışığı
İlle de siyah saçlı bir kız çocuğu
Teni tenimin rengi
Gözleri yeşil mi kahve mi belli mi

Uslu ama küskün iki çocuktan
Yaramaz ama mutlu bir ece sultan
Nazar olmasın diyerek doya doya
yüzüne bile bakamam

mevsim yaz…
yaş otuzsekizden gün almış
gamı kasaveti atmışım içimden
değil mi ki, hayat kırkında başlarmış…

27.08.2007, ANKARA

26 Mart 2008 Çarşamba

SÖZ

Bayram yeri şu yer şu gök
Kuşlar şen, balıklar şen
Bir sen misin toplamaya memur
Kucağında birikiyor her keder
Bir dilek tuttum içimden
Söz, olursa bu ay bitmeden
Bir daha ağzıma almam
Ve gitmem şikâyetçi olduğum
Şu dar-ı dünyalık evimden…

Sonrası ne sancı ne sanrı
Söz verdim Tanrı'ya
Bulunmam ulu orta
Unuttururum sevdiğim tüm dostları...

TABLDOT HESABI

Tabldot hesabı şu hayat
Doğacağın yer onların hesabında
Onlardan birileri büyütecek mesela
Ve onlar gibi olunacak okullarda
Düşüp kalkman haybeden
Hesabına uyar mı, uymaz mı?
Sormazlar bir defa

Tabldot hesabı yaşamak
Karın annene benzer çok defa
Yağmurdan kaçan tutulur doluya
Şiir yazsan kızarlar
Yazmasan odun koyarlar adının başına
Devlete memur olsan dert, olmasan dert
Hesabın tutar mı, tutmaz mı?
Düşünmezler senin namına

Tabldot hesabı vesselam
Yaşamak mı, ölmek mi?
İşine gelir mi, gelmez mi?
Ya sevmez mi sol boşluğunda duran
O kuvvetli kas bir daha
Velev ki âşık oldun
Geç bir zamanda sahiden
Dinler mi yanındakiler
Seni bitiren derdini

Tabldot hesabı yaşamak…
Ana yemek ailen
Yanında hoşaf niyetine mutluluklar
Bir gobit büyüklüğü iş, rızka niyet
Ve tatlısı eksik bir aşk
Yaşamak…
Tabldot hesabı…

25 Mart 2008 Salı

ÇİNÇİN GÜZELİ

Sen öyle bil
Aklında kalan şeklini
Ve kokusunu
Karalayarak koru
Çinçin dilberi kalsın ismi
Kirlet hayalini
Yüzüne bakılmayacak hale getir
Gözlerine bakma bir daha
Hatıranda bir yatır olsun
Kaybolsun gömdüğün mezarı
Ve sakın yolunu yolundan geçirme
Maazallah yeniden
Düşüverir aklına...

8 Mart 2008 Cumartesi

SELAM

Dört başı mamur yalnızlık
Kurulu soframa diz kırmış oturuyor
Çıt çıkarmıyor
Yaprak kıpırdamıyor
Bir ben buradayım
Bir de içimde beni bilen
Her yanımda olduğu halde
Sesini gönlümde işittiğim…

Mahmur bir kız çocuğu
Uyanıyor kırkı çıkmış halimde
Sabah muştusu güneş, öpüyor
Sarıyor, beline inen siyah saçlarını

Zehir gibi bir tat var dilimde
Akşamdan kalan acılarım
Acıyan göz kapaklarım
Ve bitti sandığım hayatın
Günle gelen umutlarıyla
Güne uyanıyorum

Selam size insanlar
Ve selam size bizi bekleyen
Kabrinde sessizce uykuya dalan
Tüm mevtalar…

1 Mart 2008 Cumartesi

HOŞ GELDİN

Geceye koşuşturan saatler kan revan günü düne çevirmeye azmetmişti. Ay hilal miydi dolunay mı bilmiyorum. Bakamayacak kadar az bıraktım kendimi şehrin ayaz akşamında. Yıldızlar vardı ama mutlaka. Gecenin düğmelerini ilikledim kubbeyi arz’da ve üşümeyi sokakta dolaşanlara bıraktım. En parlak yıldız, avuçlarına ellerimi teslim ettiğimdi. Gecenin koynundan ve ayazından kopardık bizi. Ellerimizde alışveriş poşetleri, sığındık bizi bekleyen kapının arkasındaki hanemize.

Bu gece, kavuşmanın ertesine yolcu edecekti bizi. Gecenin sonunda sen gidecektin. Ben yalnız hayatımın içindeki bir başınalığımı, varlığımla bozmaya devam edecektim. Oyun bozan olmadığım çocukluk zamanlarıma inat, oyun bozan bir kadın olmuştum işte. Bozgunculuk sonradan edindiğim adetti. Kendi düzenimin içinde kimseye bozdurtmadığım bir yaşamak oyunum vardı. Sürmeliydi ışıklar sönse, perde kapansa bile. Oynayan ben, alkış tutan ben...

Gidişlerin alışkanlığımdı. Senede bir gün şarkısını, vaktiyle böylesi bir sebeple yazmışlardı belli ki. Öyle alışmıştım ki bu gidişlere, kimsenin sevmediği bu gün, keyfimi kaçıramıyordu. Umursayamıyordum. Şu an birlikte olmak kâfi derecede mutlu ediyordu ya nasılsa. Sadece gelmelerin, aynı sofraya oturmamız, sohbetle birlikte hazırladığımız yemeğimizi yerken gülüşmelerimiz ve gözlerinden içtiğim kim bilir kaçıncı şarab… Ve arkasından tutturduğun kışı kâbus gibi soğuk coğrafyaların kar yangını bir türküsü. Başını eğip, o mahcup söyleyişin…

Geldiğin yerlerin, saçlarında biriken yorgunlukları var, gözlerinden okunan yalnızlıklarının yanında. Omuzlarından avuçlarıma topladığım, başağrıların… Herşeye rağmen bir hayat var sürmeye mecbur çarkında. Birkaç saate sığan gelişinle sade bir huzurla dolup, yeniden yollara düşeceksin kararttığın gözlerinin yollarında.

Kalabalık sokaklar, kalabalık yalnızlıklar, hayatı gözünde büyüten sevdiklerin ve lüzumsuz bin türlü sebeple uğursuz bir urba gibi kendi huzursuzluklarını senin üzerine giydirenlerin girecekler yeniden kollarına.

Aldanma sen ellerimin küçücük olmasına ve gövdemin seninkinin yanında yere daha yakın bulunmasına. Senden daha uzun yaşamış olmanın derin sükûtu ve huzuru ruhumu dolduralı çok oldu.

Hiç soru sormamak esas olan. Bir dolu sorun bir dolu sıkıntı ve küçücük bir hayatın haddinden büyük gaileleri içerisindesin. Nasılsa bir dolu soranı oluyor insanın. O olmasa öbürü, öbürü olmasa bulacağın başka biri zaten üzmeyecek mi lüzumsuz hesap soruşlarıyla. İnsan dediğin bu değil mi? Merakına yenik, kontrol etmeye hevesli. Bizim bize yaptığımız zulmü kim yapabiliyor ki bize. Kendi sıkıntımız yetmez, bulup buluştururuz bir dolu sıkıntı sahibini.

Önceleri mutlu eder küçük tefek sıkıntılarına çare olmak, sonra da bezeriz. Kendimize ayıracağımız, bir ana bile göz koyduklarında. Her anı hesap sormakla geçirir sevgililer, dostlar, yakınlar. Neredeydin, ne yaptın? Peşi sıra otomatik tüfek gibi sıralanır lüzumu olmayan sorular. Hoş gelmen kaynar bunca sorunun arasında. Geldin ya, tamam. Kendi ellerinle kurduğun bu düzenin, tüm sorularına cevap vermeye başlarsın bir kez daha. Alışıyor insan zamanla. Hatta arıyor bir müddet sonra. Soru sorulmadan yaşayamaz hale geliyorsun. Ve hesap vermeden duramıyorsun, yalan yanlış da olsa verdiğin cevaplar. Kimi zaman sıkıldığına şikâyetin birikse de, yaşayamıyorsun başka türlü. Biri hesap sormalı ve sen hesap vermelisin ille de.

Saatler koşturuyor bir akşamın içinden geceye. Dolu dizgin bir yarış içerisinde dönen dünya. Yalnız olunan zamanlarında, dinlene dinlene geçen keyfe keder zaman, senin kalabalığında bir gayret bir gayret günü düne karıştırma hevesinde.

Gitmek zamanı geliyor koluma takmayı sevmediğim saatimde. Bir otomobil beni geride bırakırken seni karanlığın içerisinden uzak bir şehre taşıyor. Avuçlarına bırakıyorum dudaklarımın sıcağını ve avuçlarımda korktuğum bir yemin kalıyor senden geriye, senin hiç söylemediğin. Her gecenin güne ermesi gibi gidişinle gelen bu gece sonsuza kadar sürmeyecek. Nasıl olacak bilmiyorum ama…

Yeniden geleceksin…